Yılan İle Dervişin Hikayesi
Bu yaşıma kadar beni derinden etkileyen iki kısa hikaye var. Birini anlatmıştım sana. Yılanla dervişin hikayesini. Bilenler hatırlar, bilmeyenler de iyice okumalı. Zaten son bir saattir daha farklı bir anlamla düşünür oldum bende.
"Bir zamanlar bir derviş ve bir yılan çok yakın dost olmuşlar. Öyle ki birbirlerini hiç konuşmadan bile anlarlarmış. Derviş fakirmiş. Ailesiyle birlikte küçük bir evde yaşarmış yılanın kovuğuna yakın. Derviş ne zaman sıkışsa yılan kovuğuna girer bir altın para verirmiş dostuna. Almak istemezmiş derviş. Yılana kalsa zaten bütün parasını verebilirmiş de gücendirmek istemezmiş dostunu, bu yüzden sıkıştığında ihtiyacı kadar verirmiş. Bir gün derviş o kadar hastalanmış ki yatağından kalkamayacak hale gelmiş. Dostunun kendisini merak ettiğini bildiğinden yılana küçük oğlu ile haber göndermiş. Çocuk gitmiş yılanın kovuğuna anlatmış babasının halini. Doktor çağırmaları için yılan dostuna yardım etmek istemiş. 'Bekle' demiş çocuğa ve girmiş kovuğuna. Bir altın para çıkarmış. Çocuk bu ya uymuş şeytana. Ben bu yılanı öldürürsem kovuktaki tüm altını alırım rahat ederiz bundan sonra demiş kendi kendine. Bir taş almış vurmuş yılanın kuyruğuna. Can acısıyla yılan sokmuş çocuğu. Hemen orada ölmüş çocuk. Aradan zaman geçmiş. Bir yandan evladının yasını tutan derviş diğer yandan çok özlemiş dostunu. Bir gün dayanamamış gitmiş yılanın kovuğuna. 'Dostum' demiş, 'evladım hatalıydı biliyorum, ama ne yaparsın evlat işte acısı içimde. Yine de gel yapma bitmesin dostluğumuz' demiş. Yılan bir yandan dostunun hasreti ile yanarken bir yandan da kaldıramazmış dostunun yüzüne bakmayı evladını elinden almışken. Dinlemiş dervişi ve sonra söylemiş sözünü. 'Ey aziz dostum. Hasretin beni ne kadar yaraladı bilemezsin. Bende çok isterim eskisi gibi olmayı. Ancak arzular gerçekleri değiştirmeye yetmez. Bende bu kuyruk yarası, sende bu evlat acısı varken biz artık eskisi gibi olamayız' demiş."
Arzu ve özlemle yanan insanlar bir kere acıları için araya mesafe koydular mı bir daha hiç kapanmıyor o mesafeler. Ne kadar istenilirse istenilsin bazı şeylerin tamiri olmuyor. Gerçekten yapılan hatalar, önyargılar girdi mi iki insanın arasına bir daha hiç kapanmıyor o yara.
Bir yandan içten içe onu özlediğimi bileceksin. Seni sevdiğimi de bileceksin ancak kafanda ki soru işaretleri hiç geçmeyecek. Zaman gelip ben onu özlemeyi unutsam bile sen unutmayacaksın. Unutturmayacaksın da ne onu ne de yapılan hataları. Birbirimizi yarım sevip sorgulayacağız hep bir şeyleri.
Sen beni hatalarımla sevmedin. Sen benim kusursuzluğumu sevdin. Şimdi bütün hatalarımla, yanlışlarımla beni tekrar sevmeye çalışsan da olmayacak. Yarım olacak hep bir yanımız. Şimdi soruyorum sana, birini yarım sevip, yarım yaşamak mı, yoksa tam özlemek mi daha evla?
Sen yarımlarla yetinemezsin, yetinmedin. Ben seni, yalnız seni sevip, yalnız seni düşünsem bile inanmayacaksın buna hiçbir zaman. Bilirsin beni, bende inandırmak için çaba göstermeyeceğim asla.
Keşke, keşkelerin olmadığı bir dünyada yaşasaydık. Kuyruk yaralarımızın olmadığı, olsa bile çabuk iyileştiği bir dünyada. Ne yazık ki yaşamıyoruz.
Yarım dudaklı bir adamım ben. Sen dahil hiç kimse öpmek istemez yarım dudaklı birini. Dokunduğun tenlerde beni aradın mı bilmiyorum. Ben sana kadar, dokunduğum her tende onu aramıştım. Hep ona benzeyen bir şeyleri vardı kişilerin. Benzerlik ne kadar büyük olursa o kadar intikam alıyordum ondan. Ne büyük aptallık... Aslında araya giren her beden daha da uzaklaştırdı onu. Geriye sadece "kutsal emanetleri" kalmıştı bir gün baktığımda.
Sudan çıkarılmış, zorla koparılmış bir balığın ölmemek için son çırpınışları gibi, suya dönmek için değil, can vermemek için son çırpınışları gibi çırpındım bende cahilce ve haksızca. Haksızlığım sadece sana değildi. Kendimeydi, onaydı.. Onun gelgitlerine kandım çünkü. Şimdi boğuk bir histeri krizi gibi geliyor o sözler. Öncesini hiç bilmediğin ve asla öğrenemeyeceğin serzenişler.
Bir soru daha soruyorum şimdi sana ve aslında cevabını duymak için de sormuyorum. Soruyu soru olarak bırakmak için soruyorum. Bende bu kuyruk yarası sende bu evlat acısı varken, ben bütün yarım kalmışlığım, sen bütün önyargıların ve soru işaretlerinle bu kadar doluyken, bizden ne olur? Sen başkasına dokunabilmişken hele...
✋Bu içerik Kişisel Blog - KitapcininNotlari Tarafından Hazırlanmıştır.
"Bir zamanlar bir derviş ve bir yılan çok yakın dost olmuşlar. Öyle ki birbirlerini hiç konuşmadan bile anlarlarmış. Derviş fakirmiş. Ailesiyle birlikte küçük bir evde yaşarmış yılanın kovuğuna yakın. Derviş ne zaman sıkışsa yılan kovuğuna girer bir altın para verirmiş dostuna. Almak istemezmiş derviş. Yılana kalsa zaten bütün parasını verebilirmiş de gücendirmek istemezmiş dostunu, bu yüzden sıkıştığında ihtiyacı kadar verirmiş. Bir gün derviş o kadar hastalanmış ki yatağından kalkamayacak hale gelmiş. Dostunun kendisini merak ettiğini bildiğinden yılana küçük oğlu ile haber göndermiş. Çocuk gitmiş yılanın kovuğuna anlatmış babasının halini. Doktor çağırmaları için yılan dostuna yardım etmek istemiş. 'Bekle' demiş çocuğa ve girmiş kovuğuna. Bir altın para çıkarmış. Çocuk bu ya uymuş şeytana. Ben bu yılanı öldürürsem kovuktaki tüm altını alırım rahat ederiz bundan sonra demiş kendi kendine. Bir taş almış vurmuş yılanın kuyruğuna. Can acısıyla yılan sokmuş çocuğu. Hemen orada ölmüş çocuk. Aradan zaman geçmiş. Bir yandan evladının yasını tutan derviş diğer yandan çok özlemiş dostunu. Bir gün dayanamamış gitmiş yılanın kovuğuna. 'Dostum' demiş, 'evladım hatalıydı biliyorum, ama ne yaparsın evlat işte acısı içimde. Yine de gel yapma bitmesin dostluğumuz' demiş. Yılan bir yandan dostunun hasreti ile yanarken bir yandan da kaldıramazmış dostunun yüzüne bakmayı evladını elinden almışken. Dinlemiş dervişi ve sonra söylemiş sözünü. 'Ey aziz dostum. Hasretin beni ne kadar yaraladı bilemezsin. Bende çok isterim eskisi gibi olmayı. Ancak arzular gerçekleri değiştirmeye yetmez. Bende bu kuyruk yarası, sende bu evlat acısı varken biz artık eskisi gibi olamayız' demiş."
Arzu ve özlemle yanan insanlar bir kere acıları için araya mesafe koydular mı bir daha hiç kapanmıyor o mesafeler. Ne kadar istenilirse istenilsin bazı şeylerin tamiri olmuyor. Gerçekten yapılan hatalar, önyargılar girdi mi iki insanın arasına bir daha hiç kapanmıyor o yara.
Bir yandan içten içe onu özlediğimi bileceksin. Seni sevdiğimi de bileceksin ancak kafanda ki soru işaretleri hiç geçmeyecek. Zaman gelip ben onu özlemeyi unutsam bile sen unutmayacaksın. Unutturmayacaksın da ne onu ne de yapılan hataları. Birbirimizi yarım sevip sorgulayacağız hep bir şeyleri.
Sen beni hatalarımla sevmedin. Sen benim kusursuzluğumu sevdin. Şimdi bütün hatalarımla, yanlışlarımla beni tekrar sevmeye çalışsan da olmayacak. Yarım olacak hep bir yanımız. Şimdi soruyorum sana, birini yarım sevip, yarım yaşamak mı, yoksa tam özlemek mi daha evla?
Sen yarımlarla yetinemezsin, yetinmedin. Ben seni, yalnız seni sevip, yalnız seni düşünsem bile inanmayacaksın buna hiçbir zaman. Bilirsin beni, bende inandırmak için çaba göstermeyeceğim asla.
Keşke, keşkelerin olmadığı bir dünyada yaşasaydık. Kuyruk yaralarımızın olmadığı, olsa bile çabuk iyileştiği bir dünyada. Ne yazık ki yaşamıyoruz.
Yarım dudaklı bir adamım ben. Sen dahil hiç kimse öpmek istemez yarım dudaklı birini. Dokunduğun tenlerde beni aradın mı bilmiyorum. Ben sana kadar, dokunduğum her tende onu aramıştım. Hep ona benzeyen bir şeyleri vardı kişilerin. Benzerlik ne kadar büyük olursa o kadar intikam alıyordum ondan. Ne büyük aptallık... Aslında araya giren her beden daha da uzaklaştırdı onu. Geriye sadece "kutsal emanetleri" kalmıştı bir gün baktığımda.
Sudan çıkarılmış, zorla koparılmış bir balığın ölmemek için son çırpınışları gibi, suya dönmek için değil, can vermemek için son çırpınışları gibi çırpındım bende cahilce ve haksızca. Haksızlığım sadece sana değildi. Kendimeydi, onaydı.. Onun gelgitlerine kandım çünkü. Şimdi boğuk bir histeri krizi gibi geliyor o sözler. Öncesini hiç bilmediğin ve asla öğrenemeyeceğin serzenişler.
Bir soru daha soruyorum şimdi sana ve aslında cevabını duymak için de sormuyorum. Soruyu soru olarak bırakmak için soruyorum. Bende bu kuyruk yarası sende bu evlat acısı varken, ben bütün yarım kalmışlığım, sen bütün önyargıların ve soru işaretlerinle bu kadar doluyken, bizden ne olur? Sen başkasına dokunabilmişken hele...
✋Bu içerik Kişisel Blog - KitapcininNotlari Tarafından Hazırlanmıştır.
Yorumlar
Yorum Gönder