En Uzun Gece
21 aralık... Yılın en kısa günü, en uzun gecesi. Bir de kış mevsiminin ilk günü. Şimdi size tutup dünyanın güneş etrafında dönmesinden filan bahsetmeyeceğim elbette. Aslında bu satırları yazmamın tek bir sebebi var. Küçük İskender'in daha önce sizinle paylaştığım yazısından birkaç satır.(https://www.kitapcininnotlari.tk/2018/12/kucuk-iskender-bir-nedeni-yok-yalnzca.html)
Aslında söz çok güzel olsa da tüm paragrafa bakmak gerekiyor bence. Öylesi daha anlamlı...
"İnsan inandığı şeyler uğruna muhteşem hatalar da yapabilir. Kızmamalısın. Darılmamalısın eğer bir kardeşlik varsa aranızda. Sevgi, hoşgörü takıntıları da değil. Bir elmanın kırmızı olması, bir gülün öyle kokması, bir derdin halledilmesinin ardından gelen ferahlık kadar sıradan ve güzeldir hata yapmak da. Aşka çılgınlığın yakıştığı çağları neden unutalım? Neden tarihin çuvalına tıkalım tatlı serseriliği, az biraz sergüzeşt olmayı? ! Ilımlılık mı kurtaracak insanlığı? Alttan alma mı örtecek bunca çirkefi, zorluğu, belayı? Demokrasi, senin saçlarından güzel olamaz. Senin yüzünden daha güzel olamaz krediler, faizler, repolar, tahviller. Dünyanın en uzun gecesi 21 aralık değil, beni terkettiğin gecedir. Beni üzdüğün, yorduğun, yıprattığın gecedir. Bir kabahat mi gerçekten kendi dışında birine hayranlık beslemek? ! Gerçekten kırıyorsun beni,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm."
Hata yapmaktan, bunun doğallığından, hatta bunun güzelliğinden bahsediyor üstat. Gerçekten insan inandığı veya inandığını sandığı şeyler için muhteşem hatalar yapabiliyor. Hatayı hata olarak bırakmak, sonrasında affetmek ve gerçekten hatanın farkedildiğini görmek gerekmez miydi?
Yaptığımız hataları, bize yapılan hataları affetmek neden bu kadar zordur? Hangisi daha önemli? Sevmek mi, gurur mu, öfke mi, nefret mi? Aşk ve gurur, gurur ve önyargı... Ne iyi dost ve ne kadar büyük düşmanlar. Bir insanı kusurlarıyla tanıdıktan sonra kusurları için yargılamak acımasızlık değil mi?
Kendi kişisel tarihimizde kaç kere 21 aralık yaşadık? Bir yaz günü, bir ilk, bir sonbaharda veya. Ben saymadım açıkçası. Ailemden, dostum saydığım insanlardan, aramızda kardeşlik var dediğim kişilerden ve tabi ki aşklarımdan kaç vurgun yedim? Sırtımda ki bıçakların yarası iyileşmeden yenileri eklendi. Kabuk bağladı, nasır tuttu. İyileşti mi? Hayır.. Yalnızca hafızasızlığın güzel bir hediyesi. Bazılarının acısı dinerken, bazılarının varlığını bile unuttum.
Affetmek ve unutmak kardeştir. İnsan gerçekten affettiğinde unutmaya hazırdır da. Aksi şekilde affetmek yalnızca yok saymaktır. Bu geçmişe çekilen sünger gibidir, sızdırır zamanla. Asla unutulmadığı ve unutulmayacağı için hep hissettirir varlığını. Sırtınızın ortasında, ulaşamadığınız bir noktada peyda olan bir kaşıntı veya ayağınızın altına batıp asla çıkaramadığınız bir kıymık gibi hatırlatır kendini. Diliniz affettim demiştir bir kere ancak olmaz işte unutamazsınız.
Böyle zamanlarda affettim demeyin. İnsan affedilmiş olmayı, hatayı bir daha hiç konuşmamak, hatırlamamak olarak algılar çünkü. Bu sizi de yıpratır onu da. Hiçbir yara kaşırken iyileşmez. Zaman verin kendinize de ona da. Sizin için onsuz yaşamak mı daha önemli yoksa onunla yaşamak mı karar verin. O da düşünsün elbette yaptığı hata için sizi kaybetmeye değer mi diye.
Hata yapmak güzeldir. İşte bu yüzden güzeldir. İnsan hata yaptığında anlar karşısındaki, yanındaki kişinin değerini. Hata yapıp, bunu anlayanları incitmeyin. O zaten kızgındır kendine ve zaten fazlasıyla incinmiştir.
Dünyanın en uzun gecesi 21 aralık değildir. Onsuz kalıp sabaha kadar ağladığınız ve canınızın yandığı her gecedir. Özlemenin çaresizlik doğurduğu her gecedir.
Dilerim ruhumuz daha fazla 21 aralık yaşamaz.
Herkese selam, sana hasret..
✋Bu içerik Kişisel Blog - KitapcininNotlari Tarafından Hazırlanmıştır.
Yorumlar
Yorum Gönder